Tasarrufun İptali Davası

Tasarrufun İptali Davası Nedir?

Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacıyla 3. kişilere yönelik yapmış olduğu tasarrufların iptalini talep etmiş olduğu davadır. Dava sonucunda alacaklı, taşınmazın yeniden tashihine gerek olmadan malın haczini veya satışını talep edebilecektir. Tasarrufun iptali davası borçluya karşı açılmaktadır; ancak 3. kişi kötü niyetli ise 3. kişiye karşı da açılmaktadır. Borçlunun alacaklılara zarar vermek amacıyla yapmış olduğu işlemler alacaklı tarafından ispatlanmalıdır.

Borçlunun davaya konu olan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilir; ancak alacaklının ihtiyati haciz talep etmesi gerekmektedir. Mahkeme ihtiyati haciz kararı verebilmek için teminat miktarının ödenmesine karar verecek, miktarını kendisi belirleyecektir.

İptale gidilebilecek tasarruflar kanunda düzenlenmiştir:

1-) İvazsız Tasarrufların Butlanı (İİK madde 278): İvazsız tasarruf, karşılıksız kazandırma dediğimiz tasarruflar, hacizden veya iflasın açılmasından geriye dönük 2 yıl içerisinde bağış yapılması halinde iptale tabi olacaktır.

Hangi tasarrufların bağışlama niteliğinde olduğu yine aynı maddede belirtilmiştir:

  • Eşler arasında,
  • Üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlığı
  • Evlat edinenle evlatlık arasında yapılan bağışlamalar,
  • Sözleşmenin yapılması esnasında borçlunun değerinin çok altında olarak kabul ettiği sözleşmeler,
  • Kendisine veya 3. kişi menfaatine, borçlunun kaydı hayat şartı ile irat, ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya intifa hakkı kurduğu sözleşmeler iptale tabi olarak belirtilmiştir.

2-) Acizden Dolayı Butlan (İİK madde 279): Hacizden veya mal bulunmaması nedeniyle acizden veya iflasın açılmasından önceki 1 sene içerisinde yapılmış olan işlemlerin batıl olduğu belirtilmiştir. Bu işlemler belirtilmiş olup

  • Borçlunun teminat göstermeyi önceden taahhüt etmiş olduğu haller harici, mevcut bir borcu temin etmek için vermiş olduğu rehinler,
  • Para veya mutat ödeme vasıtalarından ayrı yapılan ödemeler,
  • Vadesi gelmemiş borç adına yapılan ödemeler,
  • Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhleri kapsamaktadır. Ancak bu tasarruflardan yararlanan 3. Kişi, borçlunun durumunu bilmediğini ispat ederse iptal davası reddedilecektir.

3-) Zarar Verme Kastından Dolayı İptal (İİK madde 280): Alacaklıyı zarara sokma kastıyla yaptığı tüm işlemler iptale tabi olacaktır. Borçlunun bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastı, diğer tarafça bilindiği veya bilinmesi gereken açık emarelerin bulunması gerekmektedir.

  • 3. Kişi, borçlunun eşi, 3. Dereceye kadar kan veya kayın hısımı, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun mali durumunu bildiği farz olacaktır. (İİK madde 280/2)
  • Ticari işletmenin ticari emtianın tamamını, önemli bir kısmını devralan veya satan kişi borçlunun mali durumunu bildiği kabul olunacaktır. (İİK madde 280/3)

Tasarrufun İptali Davası Şartları

  • Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıya zarar vermesi adına mal kaçırmaya ilişkin yapmış olduğu tasarrufların iptaline yönelik bir davadır. Bu nedenle alacaklı ile borçlu arasında borç ilişkisi olmadan dava açılması mümkün değildir.
  • Tasarrufun iptali davasında alacağa dayanan icra takibi dava açılma tarihinde kesinleşmelidir. Eğer icra takibi kesinleşmeden dava açılmış ise mahkeme tarafından bu durum bekletici mesele yapılacaktır.
  • Davaya konu olan tasarruf, borcun doğumundan sonra olmalıdır. İptali istenen tasarruf, borcun doğumundan önce yapıldığı ispatlanması halinde davanın reddi yönünde karar verilecektir.
  • Hak düşürücü süre içerisinde dava açılmalıdır. Tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içerisinde tasarrufun iptali davası açılmalıdır.
  • Borçlu hakkında alınmış geçici veya kesin aciz vesikası bulunmalıdır. Dava açıldığı tarihte aciz vesikası yok ise davacı, dava sürecinde aciz vesikasını mahkemeye sunabilmelidir. Davacı dava başında geçici aciz vesikası sunmuş ise mahkemeye kesin aciz vesikasını da ibraz etmelidir.

Tasarrufun İptali Davası Harç

Tasarrufun iptali davasında harç nispi esas üzerinden harca tabidir. Yargıtayın yerleşmiş kararlarında harcın ve vekalet ücret hesaplamasının, icra takibine konu olan alacak miktarı ile tasarrufa konu olan taşınmazın değerinden hangisi az ise harç hesaplaması o değer üzerinden yapılacağı belirtilmiştir.

Tasarrufun İptali Davası Ne Kadar Sürer?

Bir davanın ne kadar süreceği kesin olarak söylenemez; ancak ortalama bir süre verilmesi mümkündür. Dava süreci, mahkemenin iş yoğunluğuna, dosyadaki delillerin toplanması, duruşma gün aralıklarının belirlenmesine kadar değişkenlik göstermektedir. Dosya sürecinin hızlandırılması adına dosya takibi çok önemlidir. Dava dosyasından ilgili yerlere yazılması gereken belgelerin yazılıp gönderilip gönderilmediği, ilgili yerlerden cevap gelip gelmediği, delil toplanmasında hangi aşamada olduğu, duruşmalarda dosyanın sürecine dair hızlandırmaya ilişkin taleplerin sunulması gibi birçok işlemin yapılması gerekmektedir.

Tasarrufun İptali Davasında Hak Düşürücü Süre

Hak düşürücü süre ile zamanaşımı, genellikle karıştırılmaktadır ancak her ikisi farklı anlamlardadır. Tasarrufun iptali davası zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süreye tabidir. Hak düşürücü süre, okunduğunda da anlaşıldığı üzere bir hakkın kullanılması için süreye tabi olmasıdır ve süre sonunda hak ortadan kalkmaktadır.

İcra İflas Kanunu’nun 284. maddesinde hak düşürücü süre düzenlenmiştir: Tasarrufun iptali davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren 5 yıl geçmekle düşer. Alacaklı, borçlunun alacaklıya zarar verme maksadıyla hareket etmiş olduğu tasarruf işleminin bilinmesi veya bilinebilecek durumda olmasından itibaren 5 yıl içerisinde borçlu aleyhine iptal davası açılabilecektir.

Tasarrufun İptali Davası Görevli Mahkeme

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesi gereğince asliye hukuk mahkemesinin görev alanına malvarlığına ilişkin davalar girmektedir. Bu nedenle tasarrufun iptaline ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

Tasarrufun İptali Davası Yetkili Mahkeme

Tasarrufun iptaline ilişkin davalar ayni hakka değil, kişisel hakka dayanan davalardandır. Bu nedenle tasarrufun iptali davasında genel yetki hükümleri geçerlidir. Davalının veya davalı birden fazla ise davalılardan birisinin ikametgahının bulunduğu yerde dava açılabilecektir.

Tasarrufun iptali davasında yetki itirazında bulunulması ancak ilk oturumda esasa girilmeden önce yazılı veya sözlü olarak ileri sürülebilir.

Tasarrufun İptali Davası Sonuçları

Tasarrufun iptali davası sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş ise davaya konu olan taşınmaz üzerinde alacaklı borçlunun hala malvarlığındaymış gibi cebri icra yoluyla alacağını alma yetkisini elde edecektir. Mahkemenin kurmuş olduğu hükümde, tasarrufun iptaline yönelik karar vererek alacak ve ferileri sınırında cebri icra yoluna gidilebileceğini belirtecektir. Ancak bu durum borçlunun taşınmaz üzerinde yapmış olduğu devrin iptali gerçekleşmeyecektir, üçüncü kişi malik olmaya devam edecektir.

Ancak davacı, tasarrufun iptali davasını kaybeder ise yargılama giderlerini ve nisbi vekalet ücretini ödemekle yükümlü olacaktır.

Tasarrufun İptali Davası Vekalet Ücreti

Vekalet ücreti, davanın türüne, sürecine göre değişkenlik göstermektedir. Vekalet ücretine dair anlaşma avukat ile müvekkili arasında karşılıklı güven ilişkisine dayanarak oluşturulmalıdır. Dava açılırken ne kadar masraf yapılacağı, harç miktarının ne olduğu, vekillik hizmetine dair detaylar belirtilecektir. Ancak vekalet ücreti, Türkiye Barolar Birliği tarafından her yıl belirlenen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında belirlenemeyecektir.

Tasarrufun İptali Davası Kaybedilirse

Mahkeme tarafından verilen karar sonucu, davanın kabulüne karar verilir ise davalı tasarrufun iptali davasını kaybetmiş olacaktır. Davalı, açılmış olan tasarrufun iptali davasına dair savunmasını yineleyerek mahkemenin kurmuş olduğu hükümde hukuka aykırılık olduğu kanaatinde ise karara itiraz ederek istinaf yoluna başvurabilecektir.

Diğer yandan tasarrufun iptali davasında, davanın reddi yönünde karar verilmiş olur ise davacının aleyhine bir hüküm kurulmuş olacaktır. Davacı, mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu kanaatinde ise hükme karşı istinaf yoluna başvurma hakkına sahiptir.

Tasarrufun İptali Davasında Yargılama Usulü

İcra İflas Kanunu (İİK.)’nun 281. maddesinde yargılama usulüne ilişkin düzenleme hüküm altına alınmıştır. İptal davalarının basit yargılama usulüne tabi olduğu hükme bağlanmıştır. Basit yargılama usulüne tabi olduğundan dilekçeler aşaması yalnızca dava dilekçesi ve cevap dilekçesinden ibarettir.

Kefile Karşı Tasarrufun İptali Davası

Tasarrufun iptaline konu olacak olan tasarrufun davaya konu edilebilmesi için borcun doğumu sonrasında gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle kefilin borcunun doğduğu tarih önemlidir. Borçlu borcunu ödemediği vakit, kefile karşı kefaletten doğan borcunu yerine getirilmesi için icra takibi başlatılmaktadır. Kefil aleyhine icra takibi başlatıldıktan sonra taşınmaz devrini gerçekleştirmesi halinde tasarrufun iptali davasına konu edilebilecektir. Ancak Yargıtayın yerleşmiş uygulamalarında, kefilin borcunun başlangıcı, asıl borçlunun borcunun başladığı tarih olmadığı, kefaletinden sonraki yapılan tasarrufun davaya konu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Nitekim kefilin borcu, asıl borcun doğduğu tarih değil, kefalet tarihinde doğan kendi borç tarihidir.

Tasarrufun İptali Davası İyi Niyetli 3. Kişi

Tasarrufun iptali davası, borçlunun 3. kişilerle yapmış olduğu işlemleri ele almaktadır. Dava, borçlunun yapmış olduğu işleme dayalı olarak açıldığından dava üçüncü kişilere yöneltilerek açılmayacaktır. Ancak kötü niyetli üçüncü kişilere karşı dava açılabilecektir. İyi niyetle hareket eden kişilere dava açılamayacaktır. İyi niyetli 3. kişi, taşınmazı devraldığında borçlunun malı elden çıkarmaya dayalı olarak işlem yaptığını bilmeyen, bilemeyecek durumda olan kişidir. İyi niyetli kişilerin hakları ihlal olmaz, tasarrufa ilişkin yapılmış olan işlem geçerli olacaktır.

Tasarrufun İptali Davası Dilekçe Örneği

İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR

DAVACI: Ad Soyad (TC Kimlik No:…)

Adres:

VEKİLİ: Av. Ad Soyad

Adres:

DAVALI: Ad Soyad (TC Kimlik No:…)

Adres:

KONU: Tasarrufun iptali talepli dava dilekçesidir.

H.E.D: … TL

AÇIKLAMALAR:

1-) Davacı müvekkil ile davalı …/…/… tarihinde evlenmiş olup …/…/… tarihinde müvekkil İstanbul 5. Aile Mahkemesi üzerinden çekişmeli boşanma davası açmıştır. Müvekkil, boşanma davası açılmadan önce davaya konu olan taşınmaz üzerine tapu sicil müdürlüğünce “Aile Konutudur” şerhi düşülmüştür. Ancak davalı, söz konusu ortak konutu müvekkil yurtdışındayken boşaltmıştır.

2-) Müvekkil, davalıya boşanma davası açtığı gün, davalı muvazaalı bir şekilde borçlu olmadığı halde senede dayalı olarak kendisi aleyhine icra takibi başlatılmasını sağlamıştır. Davalının borçlu olduğu üçüncü kişinin senette belirtilen miktar kadarıyla borç verecek kadar maddi durumu yerinde değildir. Davalı, müvekkilden mal kaçırma amacıyla muvazaalı işlem gerçekleştirmiştir.

3-) Davalının söz konusu üçüncü kişiyle herhangi bir alacak-verecek, ticari ilişkisi bulunmamaktadır. Davalıların kendi aralarında yapmış olduğu işlemler İİK 277-283 maddeleri uyarınca iptale tabi işlemlerdir. Davalı taraf evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmaz malı muvazaalı olarak üçüncü kişiye devretmiştir. Bu nedenlerle tasarrufun iptaline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafından ödenmesi yönünde karar verilmesini vekaleten talep ederim.

HUKUKİ NEDENLER: İİK, HMK ve her türlü ilgili mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER: Tapu kayıtları, İstanbul 5. Aile Mahkemesi …/… Esas Sayılı dosyası, nüfus kayıt örneği, İstanbul … İcra Müdürlüğü …/… Esas sayılı dosyası, tanık, yemin, bilirkişi, keşif ve her türlü yasal delil.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda açıklanan ve gerekçelendirilen nedenlerle davalının yapmış olduğu muvazaalı işlemin öncelikle teminatsız olarak tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasına, davalının yapmış olduğu tasarrufun iptaline, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalı tarafça ödenmesine karar verilmesine vekaleten talep ederim.

Davacı Vekili

Av. Ad Soyad

İmza

Tasarrufun İptali Davası Yargıtay Kararları

Muvazaa Nedeniyle Tasarrufun İptali Davası

Davacı banka, davalılardan birisinin bankadan tüketici kredisi çektiğini ve hiçbir taksidini ödemediğini belirtmiştir. Bu nedenle davalı borçlu hakkında … İcra Müdürlüğü tarafından icra takibi başlatılmıştır. Ancak diğer yandan davalı borçlu, muvazaalı olarak eski öğrencisi davalının alacaklı olduğu 50.000 TL bedelli bir senet düzenleyerek aleyhine icra takibi başlatılmıştır. Davalılar birlikte hareket ederek davalının takibi kesinleştiği andan itibaren borçlunun maaşına haciz gelmemesi için haciz konmasını sağlamıştır. Davalının mali durumu gereği 50.000 TL’yi arkadaşına vermesi mümkün olmayacağı, davalılar arasındaki bono tanzimi ve icra takibi işlemlerinin alacağı etkisiz bırakmaya yönelik ve muvazaalı olması nedeniyle dava açılmıştır.

Davalı, açılan davanın haksız olduğunu, davalıya daha öncesinde vermiş olduğu borcun ödenmemesi nedeniyle takip başlattığını, davalının malı olmadığı için maaş haczi talep ettiğini, olayda tasarrufun iptali şartlarının geçerli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı dava dilekçesine cevap vermemiştir. Mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, icra takibinin alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere iptal edilmesine karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesinde tasarrufun iptali davası açılmış, mahkeme tarafından davanın kabulü yönünde karar verilmiştir. Kararda davaya konu olan icra takibinin alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere iptal edilmesine karar verilmiştir. Karara karşılık istinafa başvurulmuş, istinaf başvurusuna esastan reddi yönünde karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin kararına karşılık davalı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.

Yargıtay, dosya incelemesinde, hukuka aykırı bir karar olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşılık onama yönünde karar verilmiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/1762 Esas, 2020/244 Karar)

Borçlunun Yapmış Olduğu Tasarrufun Borcun Doğumu Sonrasında Yapması

Davacı, davalı aleyhine icra takibi başlatmış, takip semeresiz kaldığından ve borçlunun alacaklılarından mal kaçırma amacıyla davaya konu olan taşınmazı davalıya sattığını belirterek tasarrufun iptaline karar verilmesi talebiyle asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır. Davalı, sunmuş olduğu cevap dilekçesinde, çek tarihinin tasarruf öncesi olduğunu, borçlunun mali durumunu bilecek durumda olmadığını, haksız açılan davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı ise satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme tarafından yapılan araştırmalar ile tasarrufun borcun doğumu sonrasında yapıldığı, davalılar arasında gerçekleşen taşınmaz satışında ise davalının 95.000 TL değerinde olan taşınmazı 40.000 TL’ye ve 125.000 TL değerindeki taşınmazını ise 43.000 TL’ye sattığı tespit edilmiştir. Borçlunun satmış olduğu taşınmazların değerinden pek aşağıda bir fiyat olduğu, borçlu hakkındaki aciz belgesinin Ekim 2014 tarihinde düzenlendiği, davalılar arasındaki bağışlama niteliğinde satışın ise Kasım 2013 tarihinde olduğu tespit edilmiştir. Haczedilecek mal bulunmaması nedeniyle acizden geriye dönük 2 yıl içinde yapılan tüm bağış ve tasarrufların batıl olduğu, davalıların arasındaki işlemin batıl olması nedeniyle davanın kabulü yönünde karar verilmiştir. Karara karşılık davalı temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Yargıtay, dosya incelemesinde borçluya ait olan araç ve taşınmaz üzerindeki haciz ve satış değerleri dikkate alındığında davalıların temyiz itirazlarının yerinde olmadığını saptamıştır. Tüm bu nedenlerle onama yönünde karar vermiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/4125 Esas, 2020/126 Karar)

Mal Kaçırma Amacıyla Borçlunun Taşınmazdaki Hissesini Satması

Davacı, davalı aleyhine icra takibi başlatmış ve takip semeresiz kalmıştır. Borçlu, alacaklılarından mal kaçırma amacıyla hareket ettiği iddiasıyla taşınmazdaki hissesini davalıya satmıştır. Bu nedenle davalılar arasındaki tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise savunmasında diğer davalıdan 2011 yılında 70.000,00 TL borç aldığını, taşınmazı satıp borcunu ödeyeceğini, satamaz ise kendisinin almasını isteğini belirtmiştir. Ancak davalı, kendisine “bakarız” demiş, borcunu ödeyemediğinden taşınmazı davalıya vermiştir. Belli aralıklarla da 120.000,00 TL ödeme yapmış, mal kaçırma amacında olmadığını belirtmiştir. Bu nedenlere dayanarak davanın reddini talep etmiştir. Diğer davalı ise satış tarihinde takibin olmadığını, müvekkilin alacaklıyı zarara uğratma kastının olmadığını belirtmiştir.

Mahkeme tarafından yapılan araştırmaya göre davalının borçlunun mali durumu bilmesi gerektiği kişilerden olduğu anlaşıldığından tasarrufun iptali yönünde karar verilmiştir. Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay delillerin takdirinde isabetsizlik olmadığından mahkemenin vermiş olduğu karara karşılık onama yönünde karar vermiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/3303 Esas, 2020/124 Karar)

Borçlunun Mal Kaçırma Amacıyla 20 Taşınmazını Devretmesi

Davacı, davalı hakkında icra takibi başlatmış ancak takip semeresiz kaldığı, borçlunun alacaklılarından mal kaçırma amacıyla 20 taşınmazını davalıya, davalı da diğer davalıya Haziran 2012 tarihinde devrettiğinden bahisle davalılar arasındaki tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise iyiniyetli olduğunu, alacak ve borç ilişkisinden habersiz olarak taşınmazları satın aldığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Diğer davalı ise iyiniyetli 4. kişi olduğunu, taşınmazların bedelini ödeyerek satın aldığını belirtmiştir.

Mahkeme davalıların aynı köyden olduğunu, ayrıca taşınmazların gerçek rayiç değerleriyle tapudaki devredilirken belirtilen bedel arasında fahiş fark olduğunu, ayrıca haciz şerhi bulunmasına rağmen taşınmazın satın alındığını belirterek satışlarda muvazaa olduğundan tasarrufun iptali yönünde karar verilmiştir. Mahkemenin kabul kararına karşılık temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay dosya incelemesinde davalı vekilinin temyiz itirazlarını yerinde bulmamış mahkeme kararına karşılık onama yönünde karar vermiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/3773 Esas, 2020/125 Karar)

Mal Kaçırma Amacıyla Eşinden Muvazaalı Olarak Boşanması

Davacı, davalı aleyhine icra takibi başlatmış, takip semeresiz kaldığını ve alacaklılardan mal kaçırma amacıyla eşinden muvazaalı olarak boşanmıştır. Boşanma sonrasında dava konusu olan taşınmazlar davalı çocuklarına gerçek değerinden daha düşük bir bedelle devredilmiştir. Davalılar arasındaki tasarrufun iptali talebiyle asliye hukuk mahkemesine dava açılmıştır. Davalılar ise savunmasında taşınmazın 2003 yılında devraldığını, ancak davalı ve eşin arasındaki anlaşmazlık nedeniyle taşınmazın paylaşılma ihtimaline karşın çocuklarına devrettiğini belirtmiştir. Davacı ile davalı arasında herhangi bir para ilişkisi olmadığını ve yapılan tasarrufun borcun doğumundan önce yapıldığını savunmuştur.

Mahkeme tarafından davalının alacağın semeresiz bırakılması amacıyla muvazaalı olarak çocukları diğer davalılara devrettiği ispatlandığından davanın kabulüne karar verilmiştir. Davanın kabul kararına karşılık davalılar temyiz başvurusunda bulunmuştur. Ancak Yargıtay, mahkemenin kararında hukuka aykırılık tespit etmediğinden onama yönünde karar vermiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/2824 Esas, 2020/121 Karar)

Alacaklıdan Mal Kaçırma Amacıyla Vinci Değerinden Düşük Satması

Davacı, müflis şirkete ait olan vincin Mart 2001 tarihinde davalıya 9.500.400,00 TL bedelle satılmıştır. Söz konusu bedel, vincin gerçek değerinden düşük olup alacaklılarından mal kaçırmaya yönelik yapılan bir işlem olduğunu belirterek tasarrufun iptali talebiyle dava açılmıştır. Davalı ise şirket ile kendisinin arasında bir irtibat olmadığını, davacıyı tanımadığını, vincin gerçek değeri üzerinden satın aldığını belirterek reddini savunmuştur. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme tarafından kurulan hükme karşılık davalı temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Yargıtay, dosya incelemesinde mahkemenin vermiş olduğu hükmün 29.05.2007 tarihinde verildiğini tespit etmiştir. Ancak hüküm, davalı vekiline 15.12.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. İlam, hükmün verilmesinden itibaren 10 yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra borçluya tebliğ edilmiştir. 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 135/2. maddesi gereğince hüküm verildiği tarihten itibaren 10 yıldan fazla zaman geçtikten sonra zamanaşımına uğrar. Davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden bozma yönünde karar verilmiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/496 Esas, 2020/52 Karar)

Nam-ı Müstear Yaparak Araçları Kendi Üzerine Alması

Davacı, davalıdan alacaklı olduğunu, davalının nam-ı müstear yaparak şirketi ve dava konusu olan araçları kendi üzerine almadığını, danışıklı işlem ile eşinin üzerine tescil edildiğini, muvazaalı satış sebebiyle davalı adına kayıtlı plakalı araçların satışına izin verilmesini talep etmiştir. Davalılar ise açılan davanın reddini talep etmiştir. Asliye hukuk mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda deliller ve dosya kapsamından davanın reddini talep etmiştir. Davanın reddine yönelik verilen karara karşılık davacı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.

Yargıtay, dosya incelemesinde muvazaa nedeni ile nam-ı müstear olarak yapılan satış işleminin iptali istemine ilişkin olduğu tespit etmiştir. Nam-ı müstear, herhangi bir nedenle gizli tutmak isteyen bir kişinin sözleşmeyi kendi hesabına başka bir kişiye yaptırılmasıdır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine göre alacaklıdan mal kaçırmak isteyen borçlunun kendi adını gizli tutarak hukuki işlemi kendi hesabına başka bir kişiye yaptırmasıdır. Bu gibi işlemlerde amaç alacaklılardan mal kaçırmadır, muvazaalı işlemin yapıldığı tarihten önce doğmuş olması gerekmektedir.

Mahkemeye konu olan araçlar davalı adına kayıtlı değildir, söz konu araçlar davalı tarafından verilen vekaletnameye istinaden davalı tarafından satın alınmıştır. Davalı, araç için kredi çekmiş, ödemeleri de banka üzerinden yapmıştır. Mahkeme tarafından davalının söz konusu araçları satın alıp almayacağı konusunda araştırma yapılmadan karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle mahkemenin kararına karşılık bozma yönünde karar verilmiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/791 Esas, 2019/12462 Karar)

İş Kazasından Doğan Alacağını Ödememek Amacıyla Aile Fertlerine Devretme

Davacı, babası ve küçük çocuğunun annesinin eşi olan davalı şirkette işçi olarak çalışmakta iken iş kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Ölen işçi adına destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davası açılmış, ilgili iş mahkemesi tarafından da tazminat kararı verilmiş, tazminat kararına istinaden icra müdürlüğünde davalı şirket aleyhine icra takibi başlatılmıştır.

Borçlu şirket üzerine olan dört araç mahkeme kararının verilmesinden hemen önce mal kaçırma kastıyla devirlere konu yapılmıştır. Ayrıca borçlu şirket aleyhine birçok icra takipleri açıldığı ve şirketin borca batık olduğunu, araçların diğer aile fertlerince kurulan şirket üzerine devredildiği tespit edilmiştir. Borçlu şirket tarafından yapılan devirde, sözleştirmede kararlaştırılan bedellerin ve eğer varsa yapılan ödemelerin gerçek bedellerinin çok altında kaldığını belirtilerek davalılarca yapılan tasarrufun iptali yönünde karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı şirket vekili ise diğer şirket ile ticari iş yaptıklarını her iki şirket arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı olarak şirket alacağının karşılığı olduğunu belirtmiştir. Diğer davalı şirket ise davaya konu olan araçlardan birisinin … Noterliğince araç satış sözleşmesi ile 5.950,00 TL’ye satın aldığını, kamyoneti satın aldığında ise bu tarih öncesinde haciz olduğunu bilmediğini, şirket yetkilisini satış öncesinden de tanımadığını belirterek, yapılan işlemlerin davacı alacaklıya iddia edildiği gibi zarar verme kastı olmadığını söyleyerek savunmada bulunmuştur.

Mahkeme toplanılan delillere göre davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar vermiştir. Bir kısım tasarrufların iptaline, davacı vekiline … İcra Müdürlüğünün … sayılı takip dosyasındaki alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere dava konusu araçlar üzerinde cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmiştir. Mahkemenin kurmuş olduğu hükme karşılık temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay, mahkemenin kararında usul ve yasaya aykırılık olmadığını tespit ederek onama yönünde karar vermiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/19350 Esas, 2019/12483 Karar)

Taşınmazı Mal Kaçırma Kastıyla Düşük Bedelle Satması

Davacı, davalıdan … keşide tarihli çek üzerinden alacaklı olduğunu, davalının acz içerisinde olduğu ve alacaklılarından mal kaçırma kastıyla hareket ederek taşınmazını düşük bedelle diğer davalıya satmıştır. Davacı, davalıların birbirlerinin ekonomik durumlarını bildiği ve eski malik tarafından kullanılmakta olduğunu belirterek tasarrufun iptali talebinde bulunarak asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır.

Davalı ise diğer davalı borçludan 18.000,00 TL alacağı olduğunu, davalının bankaya ve çevresine borcu olduğunu belirterek taşınmazı kendisine satmayı teklif ettiğini ve 355.000,00 TL’ye anlaşmışlardır. Davalı söz konusu taşınmazın hacizli olduğunu bilerek ve davalının tüm borçlarını ödeme kastıyla satın aldığını, tüm hacizleri kaldırmış ve davalı borçlunun çevresi ile banka borçlarını kapatmıştır. Diğer nakit kalan kısmı ise çek olarak davalıya vermiştir. Davalı, alacaklılara zarar verme kastıyla hareket etmediğini, bu kastla hareket etmiş olsa idi diğer borçları ödemeyeceğini bildirmiştir. Bu nedenle davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme, toplanılan delillerden davalıların yapmış olduğu tasarrufların borcun doğumundan sonra yaptığını, alacaklılara zarar verme kastıyla hareket ettiğini tespit etmiştir. Ayrıca taşınmazın satış bedeli ile gerçek bedeli arasında büyük fark olduğunu belirterek davanın kabulü yönünde karar vererek söz konusu taşınmaza dair tasarrufun iptaline ve alacaklıya alacak ve ferileri ile sınırlı kalmak üzere cebri icra yapabilme yetkisi tanınmasına karar verilmiştir. Mahkemenin kurmuş olduğu hükme karşılık temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay, dosyanın vermiş olduğu karara karşılık hukuka aykırılık olmadığından onama yönünde karar vermiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/2085 Esas, 2019/12356 Karar)

Tasarrufun İptali Talepli Davanın Reddine Karar Verilmesi

Davacı, davalıdan alacaklı olduğundan aleyhine icra takibi başlattığını, davalı borçlunun adına kayıtlı olan taşınmaz üzerindeki hissesini 1.500,00 TL bedel ile borcundan kurtulmak amacıyla verdiğinden tasarrufun iptali yönünde karar verilmesini talep etmiştir. Dava devam ederken davalı vefat etmiş, davalının mirasçıları davaya dahil edilmiştir. Davalılar cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı ise gayrimenkulü satın aldığında davacı ile davalı borçlu arasında borcun doğmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme toplanılan delillerde davacının açmış olduğu icra takip tarihinin 24/11/2009 olduğu, davacı tarafça borcun dayanağı olarak gösterilen 2 adet borç senedinin düzenleme tarihlerinin de 10/08/2007 ve 30/08/2007 olduğu, iptali istenilen tasarruflarının ise 16/02/2006 tarihi olduğu tespit edilerek davanın reddi yönünde karar vermiştir. Davacı, davanın reddi yönünde verilen karara karşılık temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Yargıtay, dosya incelemesinde dosya içerisinde bulunan belge ve bilgilerde, delillerin değerlendirilmesinde, usul ve yasaya aykırılık tespitinde bulunmamıştır. Ayrıca davalı borçlunun babadan kalma taşınmazlarının olmasına göre aciz halde olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca dava, İİK madde 284’te belirtilen 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığından reddi gerekmektedir. Bütün bu nedenlerle mahkemenin kararına karşılık onama yönünde karar verilmiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/267 Esas, 2019/12151 Karar)

Bankadan Kredi Çeken Borçlunun Borcunu Ödememek Amacıyla Taşınmazı Kayınbiraderine Satması

Davacı banka, ilgili şubesinden davalının kredi çektiği, kredi borcunu ödememiş ve borçluya ait kredi hesapları kat edilmiş, bu nedenle … Asliye Ticaret Mahkemesi üzerinden değişik iş dosyasından borçlu aleyhine ihtiyati haciz kararı alınmış ve karar icra müdürlüğünde ihtiyati haciz gereğince ilamsız icra takibine geçilmiştir. Borçlulara ait olan gayrimenkuller haczi adına tapulara tezkereler yazmış, tapu müdürlüğünden gelen tezkere cevabından borçlunun arsa niteliğindeki taşınmazın gerçek değerinin çok altında bir bedelle kardeşinin kocası olan diğer davalıya devredilmiştir. Yapılan devirlerinin mal kaçırma kastıyla yapıldığından tasarrufların iptali talebiyle dava açılmıştır. Davalılar vekili ise satışın gerçek olduğunu ve mal kaçırma amacında olmadığını belirtmiştir.

Mahkeme tarafından toplanılan delillerle alıcı ve satıcı arasında enişte kayınbirader olarak akrabalık bulunduğunu, ayrıca satış değeri ile gerçek değeri arasında 3 kata yakın bir fark bulunduğunu belirterek davanın kabulü yönünde karar vermiştir. Bu nedenle taşınmazın devrine ilişkin satışın muvazaa sebebi ile iptaline karar verilmiştir.

Mahkeme tarafından kurulan hükme karşılık davalı istinaf mahkemesine itiraz yoluna gitmiştir. İstinaf mahkemesi davaya konu olan işlemin İİK madde 278/3-1 maddesi gereğince bağış niteliğinde olduğunu ve istinaf isteminin reddine karar vermiştir. Davalılar vekili istinaf mahkemesinin vermiş olduğu karara karşılık temyiz yoluna Yargıtaya başvuruda bulunmuştur. Yargıtay, mahkemece verilen kararının usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle onama yönünde karar vermiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/774 Esas, 2019/12173 Karar)

Avukat Serpil Çınar Kimdir?  

ŞİMDİ İNCELE